Obezite Tedavisinde Sıradışı Bir Yöntem

Çok sevdiğim bir arkadaşım beden, zihin ve ruh hastalıklarından birçoğunun ruhsal yolumuzdan ayrı düştüğümüzde ruhumuzun çektiği acı olduğunu söylüyor. Obezite kontrolsüzce yemek yeme sonucunda vücudumuzda aşırı miktarda yağ birikmesi demek. Bu paylaşımda arkadaşımın maneviyatla ilgili düşünceleri ile bilimsel çalışmalardan elde edilen bilgiler arasında bir bağlantı kurmak ve sıradışı bir obezite tedavisi önermek istiyorum.

Obezite Tedavisinde Alışılmadık Bir Yöntem

Bedenlerimiz büyük bir buluttan inen yağmur hortumlarına benzer. Kendimizi ayrı birer bilinçle deneyimlememizin nedeni budur. Ruhsal bilincimiz arttıkça ‘bir’ olduğumuzu daha fazla hissederiz.

Kontrolden Çıkan Obezite

Obezite bir salgın gibi değerlendirilebilir. Aşırı kilolu olmanın yarattığı sağlık riskleri hakkındaki toplumsal bilinç ne kadar yükslese de halde obezite görülme sıklığı da tehlikeli bir şekilde artmaya devam ediyor, hatta çocukları bile etkiliyor.

Aşırı kilolu olmak sağlığımıza hemen her yönden zarar vererek yaşam kalitemizi düşürüyor. Obeziteden zarar gören sistemler arasında iskelet sistemimiz, üreme ve solunum işlevlerimiz sayılabilir. Obezite, şeker hastalığı, kalp hastalıkları ve kanser gibi pek çok hastalığın görülme riskini artırarak beklenen yaşam süresini azaltıyor.

Obezite VKİ (Vücut Kitle İndeksi ya da BMI) ile ölçülüyor. Boyla kilo arasındaki özel bir oran olan VKİ, normlara göre nerede olduğumuzu gösteriyor. VKİ’nizi buradan hesaplayabilirsiniz.

Aldığınız enerji miktarı harcadığınızdan daha fazla olduğunda obezite başlar. Akademik çevrelerde obezitenin çevre, genetik eğilim ve insan davranışları arasındaki karmaşık bir etkileşimden kaynaklandığı ve bu etkileşim henüz çok iyi anlaşılamadığı düşünülüyor.

Bir Bilim Olarak Psikolojinin Sınırlılıkları

Psikoloji sözcüğünün kökenine baktığımızda psike ve loji sözcüklerinden oluştuğunu görüyoruz, yani psike bilimi. Psike, mitolojide ruh tanrıçasıdır ve aşk tanrısı Eros’la evlidir. Aynı zamanda ruh, can ya da nefes olarak da tanımlanır. Bilimsel değerler önem kazandıkça psikoloji ruhu anlamaya çalışan bir bilim dalı olmaktan zihni inceleyen bir bilim dalı olmaya doğru evrildi. Bedeni de tıp bilimi ele aldı, ruh ise dinbilimcilere ve felsefecilere bırakıldı.

Bu ayrıştırmacı yaklaşım sonucunda ortaya çıkan kafa karışıklığı yüzünden kendimizi beden, zihin ve ruhtan oluşan bir bütün olarak algılayamaz hale geldik.

Hayatımızın yalnızca maddi ve teknolojik yönlerine odaklanan bilimsel açıklamalar yetersiz kalıyor. Ben bilim ve maneviyatı birleştiren, doğal tedavi yöntemlerinde ve psişik olaylarda neler olduğunu açıklayabilen bir kuramın var olduğunu, sadece henüz bu bilginin topluma mal olmadığını düşünüyorum.

Ruh ve Ruhsal Yol Nedir?

Tüm canlı varlıkların çevresinde, bütün vücuda işleyen yoğun bir enerji alanı vardır. Gereken duyusal yeteneğe sahip kişilerce algılanabilen bu enerjiye eterik enerji diyoruz. Çoğu kez sağaltma amacıyla kullanılan enerji budur. Astral alan ise eterik alana ve fiziksel bedene işleyen, yoğunluğu daha düşük bir enerji alanıdır. Bu alana insanlarda duygusal beden denir. Zihinsel alanın yoğunluğu daha da düşüktür. Fiziksel nesneler, eterik alan, duygular ve düşünceler, aynı dört boyutlu uzay-zaman içinde yer alır, ancak her biri farklı bir düzlemde ya da alan-yoğunluğu düzeyinde bulunur.

İnsanlarda, aynı uzay ve zamanda görülen belli başlı dört yoğunluk düzeyi sayabiliriz:

1) Eterik (Fiziksel beden eterik alanın yoğuşmasıdır)

2) Duygusal (Genel adı astral alandır)

3) Zihinsel

4) Ruhsal

Bizlerin geçici olarak bedensel bir deneyim yaşayan birer ruh olduğumuz söylenebilir. Yani ruh olarak ölümsüzüz ve insan bedenimizdeyken, yukarıda anlatılan dört ana yoğunluk düzeyinden oluşan beden-zihnimizle bağlantı halindeyiz.

Hayat ırmağında yüzerken bile bilinç düzeyimizi yükselterek kendimize farklı bir düzlemden bakabiliriz. Bazıları terapi sırasında bunu yaşar.

Bedenlerimiz büyük bir buluttan inen yağmur hortumlarına benzer. Kendimizi ayrı birer bilinçle deneyimlememizin nedeni budur. Ruhsal bilincimiz arttıkça ‘bir’ olduğumuzu daha fazla hissederiz.

Ruhsal yol, yüksek zihinsel bedenin ya da bir başka deyişle soyut, yaratıcı ve sezgisel düşünce yeteneğinin gelişmesidir.

Obezite ve Ruhsal Yol Arasındaki Bağlantı

Obezite, ruhumuzla ve ruhsal yolumuzla bağlantıyı kaybetmemizin pek çok görüntüsünden bir tanesi olarak ortaya çıkar.

Prof. Dr. İsmet Gedik’e göre, tüm sorunlarımız tek bir nedene dayanıyor. Bu neden, insanlar olarak doğanın sistemini yanlış anlamamız ve bu hatayı çeşitli gelenekler yoluyla bir toplumsal hastalık olarak gelecek kuşaklara aktarmamız. Gedik obezite konusunda bize yardımcı olacak önemli ilkeler hakkında güçlü bilimsel kanıtlar öne sürüyor.

Einstein geçmiş ve geleceğin geometrik bir cisim içerisinde aynı zamanda var olduğunu iddia etmişti. Bu nesnenin sekiz boyutlu varlığı, insan algılarına göre dört boyuta indirgeniyor: Yukarı/aşağı, sağ/sol, ön/arka ve geçmiş/gelecek.

Her indirgeme bir göz aldanması demek; bunu bir gölge, resim ya da fotoğrafa; üç boyutlu bir nesnenin iki boyuta indirgenmiş bir gösterimi olmasına benzetebiliriz.

Her yerdeki her şeyin zaman içinde donmuş bir halde durduğunu hayal edin. Zamanın tamamı bir film gibidir. Donmuş gibi görünen an filmin bir sahnesidir. Her sahne farklıdır. Planck uzay birimi var olabilecek en küçük uzunluktur. Planck zaman birimi ise bir saniyeden on üzeri kırk dört kat daha kısadır (yani yüz kere milyon kere trilyon kere trilyon kere trilyon.)

Fizik yasaları elektron ve kuarkların kendilerini düzenliyor olabileceğini düşündürüyor. Elektron, atomun eksi yüklü bir parçacığıdır. Kuark ise atom çekirdeği içinde yer alan daha bile küçük bir parçacıktır. Bu parçacıklar dengeli seksen bir tane atom oluşturur. Bu atomlar insan bilincini oluşturur. Fizik bilimi bilinçli bir sisteme dönüşebilecek madde ve enerji miktarına bir sınır getirmiyor. Evrendeki tüm enerjinin tek bir bilinçli sistem oluşturmasının mümkün olduğunu söylüyor. Bu sistem aynı zamanda başka bilinçli sistemler ağı da olabilir.

Yeterince zaman geçmesine izin verilirse olması mümkün olan her şey gerçekleşir. Bir şeyin olmasının mümkün olması demek gerçekleşmesinin kaçınılmaz olması demektir. Evrensel bilinç halen ortaya çıkmış durumda. Uzay-zaman karelerinin içinde bir yerlerde. Bu bilinçle bizim ortak etkinliğimiz yoluyla, o bizi yaratıyor, biz de onu yaratıyoruz.

Özveriyle hizmet etmek ya da başkalarına yardım etmek çok boyutlu bilincimizin somut ifadesidir. Hizmet etme ve yardımcı olma konusundaki içsel eğilimimizin derecesi bilinç düzeyimizin bir göstergesidir. Obezite en basit şekliyle bedenin kendine zarar vermesidir. Bu da bilinç düzeyimizin bir göstergesidir. Başkalarına yardımcı olmayı bırakın, bir anlamda kendimizde kabul edilemez ve sevilemez bulduğumuz yönlerimize saldırmamız demektir.

Fast food dediğimiz yiyecekler buna bir örnektir çünkü bu yiyeceklerin sevgiden çok, açgözlü bir tüketim/kazanç döngüsüne  hizmet ettiğini söyleyebiliriz.

Sevgi her zaman ‘birlik’ yönüne işaret eder. Sevginin gösterdiği yolu izlediğimizde ruhsal planımızdayız demektir. Yoldan ayrıldığımızda, gerçek doğamızı keşfedene kadar benzer deneyimlere dönmemiz gerekir. Kuşaktan kuşağa yayılan toplumsal hastalık sevgiye sınır ve koşullar koyar. Zihnimizin çektiği acı bizi aşırı yiyerek bedenimize zarar vermeye iter. Bunun sonucunda kendimizi yoldan çıkmış, şaşkın ve yalnız hissederiz. Ardından ruhumuz acı çekmeye başlar.

Holografik bir evrende yaşıyoruz. Bu evrende bilinç, bir enerji alanı. Kendiniz hakkındaki tüm duygularınızın dünyada bir yansıması olur. Siz kendinizi bir şarlatan gibi görürseniz başkaları da size şarlatan der. Eğer kaygılıysanız, başkaları size kaygılanmanız için sebepler yaratır.

Ruhsal Yolumuzda İlerlediğimizi Nasıl Anlarız

Ruhsal yol, kontrol kazanarak alt bedenleri (düşük enerji düzeylerindeki bedenleri) arındırmak demektir. Bunun yolu da daha yüksek bir duygusal beden geliştirmek için özveri, merhamet, şefkat, hoşgörü, bağlılık, ruhsal sevgi gibi olumlu nitelikleri besleyerek korkuya dayalı, olumsuz duygu ve düşünceleri olumlu duygu ve düşüncelerle değiştirmektir.

Daha basit bir anlatımla, psikolog Mihaly Csikszentmihalyi’nin “akışta olmak” diye ifade ettiği durumdur.

Akış şöyle tanımlanıyor: “Kişinin kendini yaptığı işe tamamen verdiği ideal bir içsel motivasyon durumu. Bu herkesin arada yaşadığı bir durumdur ve temel özellikleri büyük bir kendini kaptırma hissi, kendini istekle işine verme, doyum ve beceri duygusudur. Akış sırasında zaman, beslenme, benlik gibi ihtiyaç ve kaygıların çoğu görmezden gelinir.”

Psikoloji açısından bakarsak, günlük hayatımızda uyum, sevinç, sakinlik, var olan her şeye karşı koşulsuz sevgi, zor anlarda bile sükunetini koruyabilme, iyilik ve nezaketle davranma gibi nitelikler gösterebildiğimiz zaman doğru yoldayız demektir. Aynı zamanda, durumun gereklerine göre zıt özellikleri de kişiliğimizde birleştirir ve ortaya koyarız, örneğin çocuklara karşı hem sağlam ve kararlı hem de sevgi ve anlayış dolu olabilir ya da güçlü bir inanç sistemimiz olmasına rağmen değişime açık olabiliriz.

Dolayısıyla, ruhsal yolunuzu bulup izlediğinizde obezitenin kendiliğinden geçmesini bekleyebilirsiniz. Buna benzer bir tedavi yöntemini panik atak için de yazmıştım.

Belki sözlerimi bir Budist deyişiyle bitirebilirim: “Aydınlanmadan önce odun toplayıp su taşırdı, aydınlandıktan sonra odun toplayıp su taşıdı.”

Attribution 2.0 Generic (CC BY 2.0)image:Keeney

İrem Bray

İrem Bray uzman bir psikolog ve deneyimli bir Aile Terapisti'dir. Aile terpistleri yetiştirmekte, aile eğitimleri vermekte, bireylere, çiftlere, ailelere ve aile şirketi sahiplerine yardım etmektedir. Kendisine15 dakikalık ücretsiz öngörüşmeniz için terapi @ irembray.com adresinden veya 0090 538 912 33 36 telefon numarasından hemen ulaşabilirsiniz.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir